top of page

İyi Olmak Neden Yetmez? Jim Collins’in İyi’den Mükemmel Şirkete Kitabı Üzerine

Yazarın fotoğrafı: Esma SUNULU
Esma SUNULU
2 saat önce
12 dakikada okunur

Kalıcı başarıyı belirleyen şey büyük fikirler, güçlü liderler veya teknolojik yenilikler mi? Yoksa bütün bunlardan daha temel bir yönetim anlayışı mı?

Bir şirketin başarılı olmasıyla başarısını uzun yıllar sürdürebilmesi arasında önemli bir fark var. Bazı şirketler dönemsel fırsatları değerlendirerek büyürken bazıları, faaliyet gösterdikleri sektörün koşullarından bağımsız biçimde, yıllar boyunca olağanüstü performans sergileyebiliyor.

Peki, bu şirketleri diğerlerinden ayıran nedir?

Jim Collins, İyi’den Mükemmel Şirkete: Kalıcı Başarıya Ulaşmanın Yolları adlı kitabında tam olarak bu soruya yanıt arıyor. Ancak bunu başarılı yöneticilerin kişisel hikâyelerine ya da popüler yönetim yaklaşımlarına dayanarak değil, kapsamlı bir karşılaştırmalı araştırmanın bulgularından hareketle yapıyor.

Kitabın çıkış noktası oldukça düşündürücü: Birçok şirketin mükemmelliğe ulaşamamasının nedeni başarısız olması değil, zaten yeterince iyi olmasıdır. Çünkü iyi sonuçlar, zamanla gelişme ihtiyacının sorgulanmadığı bir konfor alanı yaratabilir.

Collins’in araştırması ise bu sınırın aşılabileceğini ve kalıcı başarının tesadüfi bir sıçramadan çok, birbiriyle bağlantılı yönetim tercihleriyle şekillendiğini ortaya koyuyor.


1. Araştırmanın Başlangıç Noktası: 1.435 Şirketten Yalnızca 11’i

Kitabı benzer yönetim eserlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri, arkasındaki araştırmanın kapsamı.

Jim Collins, 21 araştırma asistanıyla birlikte beş yıl süren bir çalışma yürüttü. Araştırmanın başlangıç evrenini, 1965, 1975, 1985 ve 1995 yıllarındaki Fortune büyük şirketler sıralamalarından belirlenen 1.435 şirket oluşturuyordu.

Amaç, zaten kuruluşundan itibaren üstün performans gösteren şirketleri incelemek değildi. Collins, uzun süre ortalama düzeyde performans gösterdikten sonra belirgin bir dönüşüm gerçekleştirerek olağanüstü sonuçlara ulaşan şirketleri arıyordu.

Peki, bir şirketin iyiden mükemmele dönüştüğüne nasıl karar verildi?

Mükemmellik hangi ölçütlerle tanımlandı?

Araştırmada başarı, kişisel değerlendirmelere değil, ölçülebilir finansal performansa dayandırıldı.

Seçilecek şirketlerin dönüşüm öncesindeki yaklaşık 15 yıllık dönemde genel borsa piyasası düzeyinde veya altında getiri göstermesi; ardından gelen 15 yılda ise piyasa ortalamasının en az üç katı kümülatif hisse senedi getirisine ulaşması gerekiyordu.

Üstelik bu yükselişin yalnızca sektörün genel büyümesinden kaynaklanmaması şarttı. Şirket, benzer koşullarda faaliyet gösteren rakiplerinden de ayrışmalıydı.

Araştırmaya alınacak kuruluşların uzun bir faaliyet geçmişine sahip olması, dönüşüm öncesindeki finansal verilerinin incelenebilmesi ve üstün performansın uzun süre devam ettiğinin gösterilebilmesi de diğer önemli koşullardı.

Bu eleme sürecinin sonunda 1.435 şirketten yalnızca 11'i bütün kriterleri karşılayabildi:

Abbott Laboratories, Circuit City, Fannie Mae, Gillette, Kimberly-Clark, Kroger, Nucor, Philip Morris, Pitney Bowes, Walgreens ve Wells Fargo.

Bu şirketlerin dönüşüm sonrasındaki 15 yıllık ortalama kümülatif hisse senedi getirisi, genel piyasa getirisinin 6,9 katına ulaşmıştı.

Ancak araştırmanın asıl değeri, bu şirketlerin ne kadar büyüdüğünü göstermesinde değil, neden benzer şartlardaki rakiplerinden daha başarılı olduklarını sorgulamasındaydı.

Karşılaştırma grupları neden oluşturuldu?

Yalnızca başarılı şirketleri incelemek, başarıya gerçekten hangi özelliklerin katkı sağladığını anlamak için yeterli değildir. Çünkü başarılı bir şirkette bulunan bir uygulama, başarısız şirketlerde de bulunabilir.

Collins bu nedenle iki ayrı karşılaştırma grubu oluşturdu.

Doğrudan karşılaştırma şirketleri: İyiden mükemmele dönüşen 11 şirketin her biri için aynı sektörde faaliyet gösteren, dönüşüm döneminde benzer kaynaklara ve fırsatlara sahip olan ancak aynı performans sıçramasını gerçekleştiremeyen bir şirket seçildi.

Örneğin Kimberly-Clark, Scott Paper ile; Kroger, A&P ile; Nucor, Bethlehem Steel ile; Walgreens, Eckerd ile; Wells Fargo ise Bank of America ile karşılaştırıldı.

Bu eşleştirmeler sayesinde başarıyı yalnızca sektör koşullarına, pazar fırsatlarına veya ekonomik gelişmelere bağlamadan incelemek mümkün oldu.

Başarısını sürdüremeyen karşılaştırma şirketleri: İkinci grupta ise belirli bir dönemde önemli performans artışı yakalayan ancak bu yükselişi uzun vadede koruyamayan altı şirket yer aldı: Burroughs, Chrysler, Harris, Hasbro, Rubbermaid ve Teledyne.

Böylece araştırma yalnızca başarı nasıl elde edilir?sorusuyla sınırlı kalmadı;elde edilen başarı neden bazı şirketlerde kalıcı olurken diğerlerinde sürdürülemez?sorusunu da kapsadı.

Toplamda 11 dönüşüm şirketi, 11 doğrudan karşılaştırma şirketi ve 6 başarısını sürdüremeyen şirketten oluşan 28 şirketlik bir araştırma grubu ortaya çıktı.

Araştırmacılar şirketlerin geçmiş faaliyetlerini, finansal raporlarını, yönetici tercihlerini, organizasyon yapılarını, stratejilerini ve önemli kararlarını geriye dönük olarak inceledi. Çalışma kapsamında 980 şirket-yıllık finansal veri değerlendirildi, 84 yönetici ve yönetim kurulu görüşmesi gerçekleştirildi ve 56 CEO'nun geçmişi araştırıldı.

Sonuçta Collins, şirketlerin dönüşümünde öne çıkan bulguları bütüncül bir model altında topladı.


2. Dönüşüm Çarkı: Mükemmelliğe Giden Yolun Haritası

Kitabın başında tanıtılan ve bölümler boyunca tekrar karşımıza çıkan Dönüşüm Çarkı, araştırmanın bulgularını tek bir çerçevede anlamamızı sağlıyor.

Modelin merkezinde üç temel unsur yer alıyor:

Disiplinli İnsanlar: Beşinci düzey liderlik ve önce doğru insanların belirlenmesi.

Disiplinli Düşünce: Gerçeklerle yüzleşmek ve Kirpi Konsepti aracılığıyla stratejik odağı netleştirmek.

Disiplinli Eylem: Disiplin kültürü oluşturmak ve teknolojiyi doğru amaçlarla kullanmak.

Bu üç unsur birbirinden bağımsız uygulamalar değil. Önce doğru liderlik anlayışı ve insan kaynağı oluşturuluyor; ardından kurumun gerçek durumu ve odaklanması gereken alan belirleniyor. Son aşamada ise bu anlayış, tutarlı ve sürekli eyleme dönüşüyor.

Çarkın etrafında yer alan birikim ve atılım kavramları, dönüşümün nasıl gerçekleştiğini anlatıyor.

İlk aşamada atılan adımların etkisi sınırlı görülebilir. Ancak birbiriyle uyumlu kararlar tekrarlandıkça organizasyonun hareket gücü artar. Zaman içinde biriken bu ilerleme, dışarıdan ani bir başarı olarak algılanan dönüşümü mümkün kılar.

Bu nedenle çark, yalnızca izlenecek adımları değil, bu adımların birbirini nasıl güçlendirdiğini de gösterir.


3. Beşinci Düzey Liderlik: Büyük Liderlik, Büyük Ego Gerektirmez

Collins’in araştırmasındaki en dikkat çekici bulgulardan biri liderlik anlayışıyla ilgilidir.

Yaygın düşüncenin aksine, iyiden mükemmele dönüşen şirketlerin başında çoğunlukla gösterişli, yüksek profilli ve karizmatik kişilikleriyle öne çıkan yöneticiler bulunmuyordu.

Araştırma, bu şirketlerde kişisel alçakgönüllülük ile güçlü mesleki iradeyi bir arada taşıyan liderlerin belirleyici rol oynadığını ortaya koydu.

Collins bu özellikleri, geliştirdiği beş basamaklı liderlik piramidinin en üstünde konumlandırıyor.

Beş düzeyli liderlik piramidi:

Düzey

Liderlik özelliği

5. Düzey Yönetici

Kişisel alçakgönüllülüğü güçlü mesleki iradeyle birleştirerek kalıcı mükemmelliğin temellerini oluşturur.

4. Düzey Yönetici

Güçlü bir vizyon ortaya koyar; insanları ortak hedefler etrafında harekete geçirir.

3. Düzey Yönetici

İnsanları ve kaynakları belirlenen hedeflere ulaşmak için etkili ve verimli biçimde organize eder.

2. Düzey Yönetici

Bireysel yetkinliklerini takım hedefleri doğrultusunda kullanır ve iş birliğine katkı sağlar.

1. Düzey Yönetici

Bilgi, beceri, yetenek ve çalışma disiplini sayesinde üretken sonuçlar ortaya koyar.

Piramidin üst basamakları, alt düzeylerdeki yetkinlikleri dışlamaz. Beşinci düzey lider, etkili bir yönetici ve güçlü bir lider olmanın ötesinde, kurumun geleceğini kendi kişisel başarısının önüne koyabilen kişidir.


Beşinci düzey liderleri farklı kılan nedir?

Bu liderler başarıyı kişiselleştirme eğiliminde değildir. Şirket başarılı olduğunda ekiplerinin katkısını, çalışma arkadaşlarını ve uygun koşulları öne çıkarırlar. Başarısızlık durumunda ise sorumluluğu dışarıya yöneltmek yerine kendi kararlarını sorgularlar.

Collins bu yaklaşımı pencere ve ayna benzetmesiyle açıklar: Başarılı sonuçlarda pencereye bakarak başkalarının katkısını görürler; olumsuz sonuçlarda ise aynaya bakarak sorumluluk üstlenirler.

Ancak alçakgönüllülükleri kararsız veya pasif oldukları anlamına gelmez. Gerektiğinde oldukça zor, hatta popüler olmayan kararları alabilecek iradeye sahiptirler.

Bunun önemli örneklerinden biri, Kimberly-Clark'ın CEO'su Darwin Smith'tir.

Smith, şirketin geleneksel kâğıt fabrikalarını satarak kaynaklarını tüketici ürünlerine yönlendirme kararı aldı. Dönemin koşullarında büyük risk taşıyan ve eleştirilen bu karar, Kimberly-Clark'ın Kleenex ve Huggies gibi markalar etrafında gelişen faaliyetlerine odaklanmasını sağladı.

Smith'in liderliğini farklı kılan yalnızca cesur bir stratejik karar alması değildi. Kişisel ün kazanmak yerine şirketin uzun vadeli geleceğine odaklanmasıydı.

Beşinci düzey liderler ayrıca kendilerinden sonra da başarılı olabilecek bir kurum ve yönetim yapısı oluşturmayı önemser. Çünkü gerçek liderlik başarısı, yöneticinin ayrılmasıyla ortadan kaybolan bir performans değil, kurumun içinde yaşamaya devam eden bir kapasitedir.


4. Önce Kim, Sonra Ne: Stratejiden Önce İnsan

Bir şirket yeni bir hedef belirlediğinde genellikle önce nereye ulaşmak istediğine karar verir, ardından bu hedefi gerçekleştirecek insanları görevlendirir.

Collins'in araştırması, dönüşüm şirketlerinin çoğunlukla farklı bir sırayla hareket ettiğini gösteriyor.

Önce doğru insanları bir araya getiriyor, sonra hangi yöne ilerleyeceklerini belirliyorlardı.

Kitapta bu yaklaşım bir otobüs benzetmesiyle anlatılıyor: Doğru insanları otobüse almak, uygun olmayan kişileri otobüsten indirmek ve herkesin yetkinliklerine uygun koltuklarda oturmasını sağlamak. Ancak bundan sonra otobüsün gideceği yön belirleniyor.

Buradaki temel düşünce, stratejinin önemsiz olması değil; stratejiyi oluşturacak ve uygulayacak insanların niteliğinin belirleyici olmasıdır.

Çünkü iş dünyasında koşullar değişebilir, yeni fırsatlar ortaya çıkabilir veya mevcut strateji geçerliliğini kaybedebilir. Doğru insanlardan oluşan bir ekip, farklı koşullara uyum sağlayarak yeni yönler geliştirebilir.

Buna karşılık doğru insan kaynağına sahip olmayan bir organizasyon, ne kadar başarılı bir strateji hazırlarsa hazırlasın uygulamada sorunlarla karşılaşabilir.

Collins'in araştırmasında dikkat çeken bir başka bulgu da yönetici ücretlendirmesiyle ilgilidir. Araştırma, üst düzey yöneticilerin ücret ve prim sistemleriyle iyiden mükemmele dönüşüm arasında sistematik bir ilişki ortaya koymamıştır.

Bu bulgu, ücretlendirmenin önemsiz olduğunu değil, yalnızca maddi teşviklerle doğru yönetim anlayışının oluşturulamayacağını gösterir.

Önemli olan, doğru davranışları sergilemeleri için sürekli dışarıdan yönlendirilmesi gereken kişiler yerine, işini iyi yapmaya içsel olarak motive olan insanlarla çalışmaktır.


5. Acımasız Gerçeklerle Yüzleşmek: İyimserlik ve Gerçekçilik Bir Arada Olabilir mi?

Başarılı şirketlerin yalnızca güçlü bir vizyona sahip olması yeterli değildir. İçinde bulundukları koşulları da doğru değerlendirmeleri gerekir.

Collins, bu bölümde yöneticilerin çoğu zaman göz ardı ettiği bir soruna dikkat çekiyor: Olumsuz verileri görmezden gelerek iyimserliği sürdürmeye çalışmak.

Satışların düşmesi, müşteri beklentilerinin değişmesi, çalışanların sorunları veya rakiplerin güçlenmesi gibi gelişmeler, zamanında kabul edilmediğinde daha büyük problemlere dönüşebilir.

Mükemmel şirketler, gerçeklerden uzaklaşarak değil, gerçeklerle yüzleşerek ilerler.

Bu noktada Collins, Stockdale Paradoksu kavramını kullanır.

Kavram, Vietnam Savaşı sırasında uzun yıllar esaret altında kalan Amiral James Stockdale'in deneyimlerine dayanır. Stockdale'in yaklaşımında iki düşünce birlikte bulunur: Sonunda güçlükleri aşabileceğine dair inancı korumak ve mevcut durumun bütün zorluklarını hiçbir şekilde hafife almamak.

Belirli bir tarihte kurtulacaklarına dair gerçekçi olmayan beklentiler oluşturan kişilerin, bu beklentileri karşılanmadığında daha büyük hayal kırıklıkları yaşadığı anlatılır.

Şirket yönetimine uyarladığımızda bu yaklaşım, geleceğe duyulan güvenle bugünün sorunlarını inkâr etmemenin önemini ortaya koyar.

Collins'e göre liderlerin görevi yalnızca cevaplar vermek değildir. Doğru soruları sorabilecekleri, farklı görüşlerin ifade edilebildiği ve olumsuz bilgilerin saklanmadığı bir çalışma ortamı oluşturmaları gerekir.

Bu nedenle açık tartışmalar yürütmek, hataları suçlama kültürüne dönüştürmeden incelemek ve erken uyarı işaretlerini dikkate almak önemlidir.

Gerçeklerle yüzleşmek motivasyonu azaltmak zorunda değildir. Aksine, sorunları doğru tanımlayan şirketler kaynaklarını daha etkili kullanabilir ve gerçekçi çözümler geliştirebilir.


6. Kirpi Konsepti: Karmaşıklığın İçindeki Stratejik Sadelik


Kitabın en güçlü kavramlarından biri;Kirpi Konsepti.

Collins bu yaklaşımı, tilki ve kirpi üzerine kurulu eski bir düşünceye dayandırıyor.

Tilki pek çok farklı yöntem deneyen, sürekli yeni fırsatlar ve taktikler arayan bir karakteri temsil eder. Kirpi ise kendisini korumak için tek ama son derece etkili bir savunma yöntemine sahiptir.

Bu benzetmede kirpi olmak, dar görüşlü olmak anlamına gelmez. Karmaşık bir dünyada hangi temel ilkeye odaklanılması gerektiğini anlamak demektir.

Collins'in araştırmasındaki başarılı şirketler, çok sayıda fırsatı aynı anda değerlendirmeye çalışmak yerine kendileri için en anlamlı faaliyet alanlarını belirlemişti.

Ancak Kirpi Konsepti yalnızca tek bir alana odaklanmaktan ibaret değildir. Üç temel sorunun kesişiminde ortaya çıkar:

  • Hangi alanda dünyanın en iyisi olabiliriz? Bu soru, şirketin mevcut güçlü yönlerinden daha fazlasını sorgular. Önemli olan yalnızca neyi iyi yaptığı değil, hangi alanda gerçekten üstün kapasite geliştirebileceğidir.

  • Ekonomik motorumuzu harekete geçiren temel unsur nedir? Şirketin uzun vadeli finansal performansını en güçlü biçimde etkileyen ekonomik gösterge belirlenmelidir.

  • Gerçekten tutkuyla bağlı olduğumuz şey nedir? Kurumun insanları hangi işe, amaca veya faaliyet alanına güçlü bir bağlılık hissediyor? Tutku, yalnızca yönetim tarafından ilan edilen bir hedef değil, kurumun gerçekten benimsediği bir yönelim olmalıdır.

Bu üç sorunun kesişimi, şirketin stratejik odağını oluşturur.

Kirpi Konsepti'nin somut karşılığı: Walgreens

Kitapta bu yaklaşımın anlaşılmasını kolaylaştıran örneklerden biri Walgreens'tir.

Geleneksel perakendecilik anlayışında mağaza başına kâr önemli bir performans göstergesiyken Walgreens, ekonomik motorunu müşteri ziyareti başına kârlılık üzerinden değerlendirmeye odaklandı.

Bu farklı bakış açısı, mağaza konumlarından müşteri deneyimine kadar birçok kararın yeniden şekillenmesine katkıda bulundu. Şirket, müşterilerin kolay ulaşabileceği noktalarda mağazalar açarak alışveriş deneyimini daha erişilebilir hâle getirmeye çalıştı. Böylece stratejik kararlar, tek bir ekonomik anlayış etrafında tutarlılık kazandı.

Burada önemli olan her şirketin aynı göstergeyi kullanması değildir. Her şirketin kendi faaliyet modeline uygun, uzun vadeli başarıyı en iyi açıklayan ekonomik unsuru bulabilmesidir. Örneğin bir işletme için müşteri başına kârlılık belirleyiciyken başka bir işletme için çalışan başına verimlilik veya ürün başına katkı marjı daha anlamlı olabilir.

Kirpi Konsepti'nin belki de en zor tarafı, iyi yapılan her işin sürdürülmesi gerekmediğini kabul etmektir. Bir şirket belirli bir alanda başarılı olabilir, hatta bu alandan gelir elde edebilir. Ancak bu durum, söz konusu faaliyetin şirketin en iyi olabileceği alan olduğu anlamına gelmez.

Stratejik odak, yalnızca hangi fırsatların değerlendirileceğine değil, hangi fırsatlardan vazgeçileceğine de karar verebilmektir.


7. Disiplin Kültürü: Kontrolü Artırmak mı, Sorumluluğu Güçlendirmek mi?

Bir organizasyon büyüdükçe iş süreçleri karmaşıklaşır. Yeni departmanlar, yetki mekanizmaları, prosedürler ve kontrol sistemleri oluşturulur.

Belirli bir noktadan sonra bu yapılar, faaliyetlerin koordinasyonunu sağlamak yerine çalışanların hareket alanını sınırlandırmaya başlayabilir.

Collins'in disiplin kültürü anlayışı, bu soruna farklı bir yaklaşım getiriyor.

Disiplin, daha fazla kural koymak veya çalışanları sürekli denetlemek değildir. Belirli bir sorumluluk çerçevesi içinde özgürce hareket edebilen insanlarla çalışmaktır.

Doğru kişilerden oluşan ekipler, hedefleri ve sorumlulukları net olduğunda sürekli yönlendirilmeye ihtiyaç duymaz. Bu yaklaşım, girişimcilik ruhuyla disiplinin birbirine karşıt olmadığını da gösterir. Hatta kurumlar, açık bir stratejik çerçeve içinde çalışanlarına hareket alanı tanıdığında yenilikçilik ile operasyonel tutarlılığı bir arada sağlayabilir.

Bölümün önemli kavramlarından biri de yapılmayacaklar listesi oluşturmaktır. Şirketler genellikle yeni projeler, yeni hedefler ve yeni faaliyetler ekleyerek gelişmeye çalışır. Ancak kaynaklar sınırlıdır ve her fırsatı değerlendirmeye çalışmak odağın kaybolmasına neden olabilir. Bu nedenle bazı faaliyetleri sonlandırmak, yeni faaliyetlere başlamak kadar önemli bir yönetim kararıdır.

Özellikle Kirpi Konsepti netleşmiş bir organizasyonda, kaynakların bu stratejik odakla uyumlu alanlara yönlendirilmesi gerekir.

Disiplin kültürünün özü, yalnızca planlara bağlı kalmak değil, hangi faaliyetlerin gerçekten değer yarattığını sürekli sorgulamaktır.


8. Teknolojik Hızlandırıcılar: Teknoloji Dönüşümün Nedeni Değil, Güçlendiricisidir

Günümüzde şirketlerin dönüşüm süreçleri çoğunlukla teknolojiyle ilişkilendiriliyor. Yapay zekâ, otomasyon, veri analitiği ve dijital platformlar gibi teknolojilerin tek başına rekabet avantajı yaratacağı düşünülebiliyor.

Collins'in araştırması ise teknolojinin rolünü daha farklı bir noktada konumlandırıyor.

İyiden mükemmele dönüşen şirketler teknolojiyi göz ardı etmiyor; aksine doğru teknolojilerin kullanımında öncü olabiliyordu. Fakat teknolojiyi dönüşümün başlangıç noktası olarak görmüyorlardı.

Öncelikle neyi başarmak istediklerini ve hangi alanda üstünlük geliştirebileceklerini belirliyor, ardından teknolojiyi bu amaçların gerçekleştirilmesini hızlandırmak için kullanıyorlardı. Örneğin çelik sektöründe faaliyet gösteren Nucor, üretim teknolojilerini iş modeline uygun biçimde değerlendirerek maliyet ve verimlilik avantajlarını güçlendirdi.

Buna karşılık yalnızca rakiplerinden geri kalmamak için teknoloji yatırımı yapan şirketler, bekledikleri dönüşümü her zaman gerçekleştiremiyordu.

Buradaki ayrım oldukça önemli: Yeni bir teknoloji, şirketin temel yetkinlikleriyle, müşteri beklentileriyle ve stratejik hedefleriyle uyumluysa güçlü bir hızlandırıcı olabilir. Ancak bu unsurlar net değilse teknoloji yatırımı mevcut sorunları çözmek yerine daha karmaşık hâle getirebilir.

Bu bakış açısı, teknolojiye yatırım yapmadan önce sorulması gereken soruyu değiştiriyor.

Hangi teknolojiyi kullanmalıyız? sorusundan önce, hangi değeri üretmek istiyoruz ve teknoloji bunu nasıl güçlendirebilir? sorusunun yanıtlanması gerekiyor.


9. Dönüşüm Çarkı ve Kısır Döngü: Büyük Başarılar Nasıl Birikir?

Kitabın bu bölümünde Collins, araştırma boyunca ortaya çıkan kavramları dönüşümün zaman içindeki işleyişiyle ilişkilendiriyor.

Dışarıdan bakıldığında büyük şirket dönüşümleri çoğu zaman tek bir liderin gelişiyle, önemli bir stratejik kararla veya çarpıcı bir yenilikle açıklanır. Oysa araştırmadaki şirketlerin gelişim süreçleri incelendiğinde, başarıyı tek bir olaya bağlamak mümkün değildir.

Collins bunu ağır bir çarkı hareket ettirme benzetmesiyle anlatır. İlk hareket için büyük bir güç gerekir. Çark yavaş ilerler ve gösterilen çabanın karşılığı hemen görülmez. Ancak aynı yönde itmeye devam edildikçe hareket kolaylaşır, hız artar ve bir noktadan sonra biriken enerji belirgin bir ivme yaratır. İşte bu süreç, birikimden atılıma geçiştir.

Şirketler için de benzer bir durum geçerlidir. Doğru işe alım kararları, tutarlı stratejik tercihler, operasyonel iyileştirmeler ve kaynakların etkili kullanılması zaman içinde birbirini güçlendirir. Dışarıdan ani bir dönüşüm gibi görünen başarı, aslında uzun süredir devam eden tutarlı kararların sonucudur.

Peki, kısır döngü nasıl oluşur?

Karşılaştırma şirketlerinde zaman zaman bunun tam tersi bir süreç gözlemlenmiştir.

Beklenen sonuçlar alınamadığında mevcut strateji terk edilir, yeni bir yönetici getirilir, farklı bir değişim programı başlatılır veya büyük bir satın almayla performans hızla artırılmaya çalışılır.

Ancak bu girişimler birbirini tamamlayan bir bütün oluşturmadığında önceki çalışmaların etkisi kaybolabilir. Organizasyon yeniden başa döner ve sürdürülebilir ilerleme sağlamak zorlaşır. Collins bunu Doom Loop, yani kısır döngü olarak tanımlar.

Bu nedenle dönüşüm çarkının asıl mesajı, bütün kararları değiştirmek değil; doğru yönü bulduktan sonra birbirini destekleyen kararları kararlılıkla sürdürebilmektir.


10. İyiden Mükemmele, Mükemmelden Kalıcı Başarıya

Kitabın son bölümünde Collins, İyi’den Mükemmele araştırmasını Jerry Porras ile hazırladığı Kalıcı Olmak (Built to Last) çalışmasıyla ilişkilendiriyor.

Burada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor: Olağanüstü performans göstermek ve kurumun bu performansı kuşaklar boyunca sürdürebilecek bir yapıya sahip olması aynı şey değildir.

Gerçek anlamda kalıcı şirketler, yalnızca mevcut liderlerin yeteneklerine dayanmaz. Kurumun temel değerlerini, çalışma ilkelerini ve uzun vadeli amaçlarını organizasyonun işleyişine yerleştirir.

Bu noktada Collins'in saat kurmak ve saati söylemek benzetmesi öne çıkar. Saati söyleyen lider, belirli bir anda doğru cevabı veren kişidir. Saat kuran lider ise kendisi orada olmasa bile doğru kararların üretilebileceği bir sistem oluşturur. İkinci yaklaşım, kalıcı başarının temelini oluşturur.

Kitapta ayrıca kurumun temel değerlerini korurken gelişmeyi sürdürmesi gerektiği vurgulanır. Değişmeyen bir kurumsal kimlikle sürekli ilerleme arayışı birbirine karşıt değildir. Kurum, varlık nedenini ve temel ilkelerini korurken yeni hedefler belirleyebilir, değişen koşullara uyum sağlayabilir ve kendisini yenileyebilir.

Collins'in uzun vadeli, iddialı hedefleri ifade etmek için kullandığı BHAG (Big Hairy Audacious Goal) yaklaşımı da bu çerçevede anlam kazanır.

Bu hedefler, yalnızca günlük performans göstergelerine ulaşmayı değil, kurumun mevcut kapasitesinin ötesine geçmesini amaçlar.

Ancak iddialı bir hedefin anlamlı olabilmesi için kurumun temel değerleriyle ve stratejik yetkinlikleriyle uyumlu olması gerekir.


Kitaba Eleştirel Bir Bakış: Mükemmellik Her Zaman Kalıcı mıdır?

Kitabın sunduğu yönetim ilkeleri oldukça güçlü olsa da araştırmanın sonuçlarını değerlendirirken bazı sınırları göz önünde bulundurmak gerekir. Öncelikle araştırmada mükemmellik, büyük ölçüde belirli bir tarihsel dönemdeki hisse senedi getirileriyle tanımlanmıştır. Dolayısıyla burada kullanılan kavram, bir şirketin etik açıdan, toplumsal etkileri bakımından veya bütün yönetim uygulamaları yönünden kusursuz olduğu anlamına gelmez.

Araştırma grubunda Philip Morris gibi bir şirketin bulunması, bu ayrımı düşünmek için önemli bir örnektir.

Kitapta başarılı olarak sınıflandırılan şirketlerin bazıları, araştırma döneminden sonraki yıllarda ciddi sorunlarla karşılaşmıştır. Örneğin, araştırmanın 11 dönüşüm şirketinden biri olan Fannie Mae, 2008 küresel finansal krizi sırasında mali yapısında yaşanan ciddi sorunlar nedeniyle ABD Federal Konut Finansmanı Ajansı'nın (FHFA) yönetim ve gözetimi altına alınmıştır.

Bu örnek, araştırmanın belirli bir tarihsel döneme ait finansal performans verilerine dayandığını ve elde edilen başarının gelecekte de aynı şekilde sürdürüleceğinin garanti edilemeyeceğini göstermektedir. Nitekim Collins'in çalışması, başarıyı tek bir nedene bağlayan kesin bir nedensellik kanıtı sunmaktan ziyade, dönüşüm gerçekleştiren şirketlerde ortak olarak gözlemlenen yönetim anlayışlarını ve davranış biçimlerini ortaya koymaktadır.

Bu nedenle kitapta sunulan ilkeleri değişmez bir başarı reçetesi olarak değil, kurumların kendi yönetim yaklaşımlarını sorgulamalarına ve uzun vadeli başarı koşullarını değerlendirmelerine yardımcı olan kapsamlı bir düşünce çerçevesi olarak ele almak daha doğru olacaktır.


Sonuç: Mükemmellik Bir Varış Noktası Değil, Bir Yönetim Biçimidir

İyi’den Mükemmel Şirkete, ilk bakışta başarılı şirketlerin ortak özelliklerini anlatan bir yönetim kitabı gibi görünse de aslında organizasyonların nasıl karar verdiği, nasıl öğrendiği ve nasıl geliştiği üzerine düşündürüyor.

Kitabı okurken en dikkat çekici bulduğum nokta, kalıcı başarının çoğu zaman gösterişli değişim programlarından veya tek bir olağanüstü karardan kaynaklanmaması oldu.

Beşinci düzey liderlik, doğru insanlarla çalışma, gerçeklerle yüzleşme, Kirpi Konsepti, disiplin kültürü ve teknolojinin bilinçli kullanımı; farklı yönetim başlıkları gibi görünse de aynı düşüncenin parçaları: Kurumsal başarı, doğru kararların süreklilik kazanmasıyla gelişir.

Özellikle dönüşüm çarkı, büyük hedeflerin arkasında çoğu zaman küçük fakat birbirini destekleyen ilerlemeler bulunduğunu hatırlatıyor.

Bu bakımdan kitabın verdiği en önemli ders, yalnızca daha iddialı hedefler belirlemek değil; o hedeflere ulaşmayı mümkün kılacak insanları, düşünce biçimini ve organizasyon kültürünü oluşturmaktır.

Çünkü bir şirketin iyi sonuçlar elde etmesi değerli olabilir. Ancak asıl mesele, başarının belirli kişilere, koşullara veya dönemsel fırsatlara bağımlı olmaktan çıkıp kurumun kalıcı bir yetkinliğine dönüşmesidir.

Ve belki de bu kitabı okuduktan sonra sormamız gereken en önemli soru şudur:

Bugün elde ettiğimiz sonuçlardan memnun muyuz, yoksa yarın daha iyisini yapabilecek bir organizasyon mu inşa ediyoruz?

Kaynakça:

Collins, J. (2001). İyi'den Mükemmel Şirkete: Kalıcı Başarıya Ulaşmanın Yolları (L. Cinemre, Çev.). Boyner Yayınları.


Yorumlar


log.png

©2023, Esma SUNULU. Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page